Sunday, June 13, 2010

Zor bir oyunda son leveli atlarken kaybetmek

Gözlerini iyice aç, terini sil ve farkına var. Şimdi sana, bir oyundan yola çıkıp, onu bahane edip birikmiş bütün ruhsal irinimi akıtacağım. Bu ne müthiş bir konfor!

Sürekli bir kovalamacadasın… ya da sürekli bir kovalamacasın.Aakışın içinde, hiç vazgeçmeden savaşıyorsun. Koyduğun hedefler sadece bir "level" önündeyken asla vazgeçmeyeceksin. Motivasyonuna hayranım. Devam et. Labirentin bir yerinde, bir sonraki kapıyı açtığında karşına ne çıkacağını bilmiyorsun. Ama buraya kadar iyi geldin. Ötesi neden olmasın? Sağdan ya da soldan... Aşağıdan ya da yukarıdan. Hayatın sana getirdikleri ne zaman, nereden karşına çıkacak? Daima hazırsın. Tetiktesin. Son leveli atladığında da seni bir ödül bekliyor. Bunca uğraşın sonunda sana verilecek ödül mutlu olmana yetecek mi? Ne sen, ne de başkası bunu şimdiden bilemez... Sadece bir canın var artık. Onu kaybettiğinde kaldığın yerden yeniden başlatıyorlar. Ama sokarım, yağma yok, hayat oyun değil ki tekrarı olsun, becereceksen bir kerede becermelisin. Yağma yok! Ah çok ciddi oldu, sert olmalı:"Seni sersem sikin mahsulü seni, becermek zorundasın işte. o kadar!"...

Asırlardır oynanan bu oyun, mükemmel bir tasarıma sahip, hayran olduğun... Ayarları çok önceden yapılmış. Sen sadece oyunun içinde öyle buldun kendini. Bitirene kadar da içinde kalacaksın. Son leveldesin. Sık dişini. Son level sürprizlerle dolu, Çetrefilli. İşte yandın, ah beceremedin. Hayır, hayır, hayır… Kesinlikle hayır. Bunu anlatmak için destansı bir paragrafa gerek yok. O kadar sıradan bir şey ki bu kaybediş, geçiyorken uğradım der gibi söylüyorum: “Bu zor oyunda, son leveli atlarken kaybettin”.

Hayat acımasız bir kara alaycı, öyle değil mi? "Bu kadarı da yeter" deyip isyan etmenin anlamı yok. Bunca savaşın içindeyken , aklına düşmüyor değil bazı sorular. Hele bir tanesi var ki hiç cevaplayamıyorsun: "Oyun bitti, şimdi n'olacak?"

Peki, yeniden oyna. Kusursuz değiliz zaten hiçbirimiz. Ben irinimi akıttım. Meydan senin. Hoşçakal.

No comments: