Saturday, September 10, 2016

Şimdi Reklamlar...

En akrilik haiku bu son dönemlerde... Normal bir insan sever ama ben sevmedim:
https://www.youtube.com/watch?v=2kfcosxm2my
O iğdiş kanat çırpış olmasa, yavan bir ıslıkla, fareli köyün kavalcısı gibi olurdu reklam..
Perdeyi çekiyorum.
Anarşist logolu atkımı geriyorum iki elimle...
Kollarımı omzumdan aşırtıyorum tavana...
Ayak uçlarımda geriniyorum...
Mağrur ve yitik bir külliye gibi sayıyorum düşen yaprakları.. Sessiz sallanıyorum.
Bitince reklam klik yapıyorum kaldığım yerden..
Sıkılmıyorum... Ama...

ASLA YAYIMLANMAYACAK ROMANIMDAN BİR PARÇA...

Sınırların eleğe döndüğü...
İran'ın bile stratejik logaritmayı çözüp uzun vadeli planlar yaptığı...
Stereoteizmsel iman patlamasıyla bu hudutlardaki hasta insan sayısının arttığı bir dönemde, en çok dert ettiğim, içlendiğim şey sensin.

hâlâ...
bile isteye yanarak...

video

Wednesday, July 6, 2016

Regl'e red!

Regl fransızcadaki "regler" yani "düzenlemek" fiilinden gelmiştir; doğru kullanımı "je me suis reglee", yani "düzenlendim"dir.
Bizdeki ismi "adet görmek", "muayyen gün"dür.
Bu regl lafı eski köye yeni adet.
Allahtan ıslaklığı hemen orta tabakaya geçiren pedler var piyasada..

Saturday, July 2, 2016

PANDOMİM: BEDENLERİN DÜETİ*



Haz, bedeni keşfetmekle başladı. Beden hareketle anlam kazandı. Söz yokken hareket vardı. İnsan da, Tanrı da her şeyi bedenlerinden gelen enerjiyle yarattı. Bu mucizenin her detayı yeryüzünün sürprizlere açık ergonomisine göre ayarlandı.


Her şeyin normal olduğu günlerden biri değil. Büyük şehrin kalabalık meydanında biri kadın, biri erkek iki oyuncu müzik eşliğinde sanatlarını icra ediyorlar. İnsanlar konuşmuyorlar. Birileri insanların kısıtlanma şifresini aktif hale getirmiş. Söz kapatmış musluğunu. Oyuncular beden dilleriyle anlatmaya çalışıyorlar bir şeyleri. Biri merdivene çıkma hareketi yapıyor ama, ortada merdiven yok. Diğeri saçını tarıyor ama, elinde tarak yok. Sigara içiyor ama, elinde sigara yok, yakacak kibrit yok. Dünyanın en eski sanatı bir meydanın ortasında icra ediliyor. Modern yapıların yarattığı devasa gölgelerin altında.

Darwin, insanların maymunlardan evrimleştiğini söylüyor. İnsanlaşma evriminin son kertesinde; pandomim sanatı duvarlarına bizon resmedilen mağaralarda filizlendikten sonra, modern hayatın göksel binalarının arasında bir meydanda boy gösteriyor. Maymunlar şimdi de elleriyle ve jestleriyle anlaşıyor. Oysa insanlar konuşarak anlaşamıyorlar çoğu kez. Maymundan insana geçen bu sanat, bedeni bir metafor olarak kullanarak belki de mümkün olan anlaşmanın ilkel yanımıza dönmekle sağlanabileceğini düşündürüyor.

Meydanda toplanmış insanlar merakla izliyorlar olan biteni. Yaratılan temsili, bedensel tasvirleri kavrama çabasında. Pandomim, gündelik yaşamda savrulan bedenlerimizin önemsenmeyen serüvenini estetize ediyor. İşte bakınız: Oyuncu, bir kaşını kaldırıyor, ardından diğerini. Kolları şiddetle sağa sola sarsılıyor. Gözlerini alabildiğince açıyor. Gözbebeklerini yanlamasına ve hızla kaydırıyor. Burun delikleri genişliyor, yanakları titriyor ve başı ani devinimlerle daireler çizmeye başlıyor. Aşk ve ihtiras görselliğin diliyle sunuluyor. Gövde içe doğru esniyor. Aniden patlayacak olan dışavurumu daha belirginleştirerek ifade etmek için, içe kapaklanan beden titreşiyor. Alt göz kapakları gözlerinin üzerine doğru yukarı çıkıyor. Bakışları sabit ve içe işler bir hale geliyor. Burun delikleri ve dudakları titriyor, çene sımsıkı kenetli ve fizyonomisine bir değişiklik getirebilmek için soluk alıp vermeyi kesiyor. Yüz, oyuncunun coşkularını ifade ediyor. Oyuncunun bedeni aracılığıyla sunduğu bu  kodlamaların gündelik yaşamın otomatik tepkilerini kırmaya yönelik yöntemler olduğu belirginleşiyor. Eller nereye giderse gözler de oraya gidiyor. Gözlerin gittiği yere akıl da gidiyor. Ellerle resmedilerek somutlanan aksiyon, oyuncunun yüzüne yansıyan özgül duyguyu güçlendiriyor. Gerçek anlamda sözle iletilemeyen, dilden dile nakledilemeyen, yalnızca hissedilip bedensel bir dışavurumla anlatılanı iletme isteyişinin kıvrılıp bükülüşleri, sıçrayışları ve akrobasisi bu. Meydanın ortasında süren bu minimalist ritüel, izleyenlerde zaman öldürülecek bir merak olmaktan öte bir anlam kazanıyor. Erkek oyuncu kadın oyuncunun ayaklarının dibine kapaklanıyor nihayet. Bundan daha açık bir teslimiyet olur mu? Hangi sayfalar dolusu edebi metin teslimiyeti bu kadar yalın ve net açıklayabilir sizce?

Aşkı bir de böyle anlama(ma)ya ne dersiniz?

Hızlı adımlarla geçilen bir meydan, hayatın yeniden anlamlandırıldığı kutsal bir mekana dönüşmüş durumda. Seyirciler, her anlamda bir serbestlik içindeler. Sözün olmadığı bu tiyatroda fiziksel olarak kendilerini güvende hissediyorlar. Aşk, bir meydanda bedenlerin dramatik aksiyonuyla anlatılıyor. Söz ile ikna etme çabası yok. Işıkların altına çekilmiyorlar. Ama diğer yandan; rolü güvenli, estetik ve geleneksel seyirci rolü değil. Pandomimle yaratılan nasıl geleneksel bir tiyatro anlatımı değilse, seyircinin konumu içinde aynı durum geçerli. Her iki ihtiyaç kaynağı; seyirci ve oyuncu, konvansiyonel rollerini güzelce ihlal ediyorlar. Gösteri; onun için, taşıdığı bedenin bir ifade aracı olarak kullanılabildiği, Darwinist bir zaman makinesine binerek yaşadığı geri dönüşü temsil ediyor. Hızla akıp giden modern yaşamın durak noktasında, aşkın yeşertildiği otonom ve  ilkel bir bölge yaratılıyor. Yüzyılları aşan bu geri dönüşte, bir şeyler söyleyebilecek olan sözcükler değil, sadece bedensel mevcudiyet.

Konuşmadan mı anlaşmaya çalışsak acaba? Söz cinayet midir yoksa?

Modern insan sürekli kan kaybeden bir vücut gibi. Sokaklara inip gerçeklikle karşılaştığı her seferde darbelere uğruyor, kapanmayan yaralardan dolayı kan kaybediyor. Konuştukça, anlaşmaya çalıştıkça daha da kanıyor yaraları. İnsanlığın vücudu kendi kanıyla yaşamını sürdürmeye yetmiyor. Kendisini, sanatın ruhundan gelen kanla beslemek zorunda. Sürekli yeni kana ihtiyaç duyuyor. Hayatta kalmak zorunluluktur! Şimdi gerçekleşen kolektif  kan nakli, artık pek önemsenmeyen ve uzaklarda tutulan, ilkel ve kısıtlı diye pek başvurulmayan  ama aslında az bulunan 0 Rh (-) bir kanı beyne püskürtüyor. Merak meydanında, temsilci bedenlerin her devinimi, sözle nakledilen ve doğası sözcüklerden mütevellit o çok sık bulunan A Rh (+) kandan daha farklı bir kanı pompalıyor beyinlere.

Bedenlerin bu anonim meydandaki düeti kaç paragraflık sözü icra etti acaba?

Sözün algı sofranıza soktuğu hazır lokmalar bazen boğazınızda düğümlenebilir. Beden pekala bir iletişim aracı olabilir, sevişme işlevinden başka. Hitler bir oyuncudan neden ders aldı? Retorik, kürsü, özgüven ve her şeyden önemlisi beden dili. Dünyayı mahvetmeyi amaçladı Führer. Mahvetti de. Ama başkaları kurtarabilir de. Bedeninizi  ciddiye alınız!

Erkek oyuncu anonim sahnede yalnız kaldı. Boynunu büktü, kollarını aşağıya saldı. Yürüdü Mecnun misali. Ağırlığını kaybetmeye başladı. Ve nihayet bunu başardı. Seksen yaşında bir yaşlının yaptığının aynısını yaptı. Kendini yere bıraktı. Aşk, öldürmeyi bir kez daha başardı.

Hareketsiz bir vücut: 

Kapanmış bir perde!

*Taaa, 2003'te yazdığım bir yazı. Eskileri karıştırırken bir şeyleri bulmanın hazzı!


Tuesday, June 28, 2016

WINTER IS COMING

Cercie, Westeros'tan selam çakıyor, yeşil alevler eşliğinde, "Ecdadınızı zikeceğim" diyor. Rahminde Kinder yumurtası taşıyan bir kadın artık o, sürprizlerle dolu. Yakında gebe kalacak, daha büyük bir lanete. Muhtemelen Aralık ayının son gününde. Az zaman kaldı... Jon Snow'un ağzına pek bir yakışsa da, en çok onun vaziyetine uyuyor artık şu söz: "Winter is coming!"

Wednesday, June 8, 2016

FALLING MAN

video

Ruhunu esaslı bir melankoli seviyesine indiren "Falling Man" adlı kahramanımın yüzü 90 derecelik açı ve acıya dönük görkemli düşüşünün son saniyeleri...

Tuesday, May 24, 2016

Vasati Kırk Çöp

 Kibritçi kızın ölümüne neden olup çocuk yaşlarda beni yasa boğan resmi kibrit bildirisi.