Sunday, June 12, 2011

16 kanal bi kayıt

bi 'ara deniz/ halay potpuri , bi' klip verdiler. bi 'ara da değil aslında; tam ben download ederken; önde deniz, deniz çakma bi' yaşar; boy,post, kirli sakal, gidi, et kalınlığı. denizin arkasında folklor ekibi var, bi' kadın, bi' erkek, bi' kadın… renkler çok güzel. deniz, bi' 501 & bi' gömlek, önde şarkısını söyleyecek. arkada halay çekilecek. bitsin bizde eve gideceğiz. konsept bu.

öyle de oldu. kayıtlarda zurna yerine başat bi' elektro gitar var, benim ezberim davul zurnada halay denince; seccato, over all bi' seccato, nasıl canhıraş… anlatamam! secaato demekle olmuyor tabii; nasıl diyeyim ahmak ıslatan yağmuru gibi, hani hesapta yokken peyda olan; misina nasıl mesela bi' ip, ki kimse iplemez.. ama al adam boğazla, kurz und schmerzlos.. bu da öyle, öyle de bi 3 ileri, bi geri hali..

dar alanda, x bi' kültür evinin imkanlarıyla doldurulmuş , 16 kanal bi' kayıt olduğuna yüzde bin eminim o halay potpuri kasetinin… zurnada peşrev olur olmaz, bu ucube metni bağlamaz. ama o potpuri kasetindeki gitar peşrev hatta sololar neydi öyle yahu! bulun getirin o çocuğu bana!

adam fender'i keleş gibi kullandı..

helal richie blackmore!.

Friday, June 10, 2011

Salak Klişeler- "Kadınları Obje Olarak Görmek"


Kadınları obje olarak görmek metroda, otobüs yolculuklarında, kaldırımlarda gayet olağan ve hoş bir tercihtir. Sen kaldırımda, metroda gördüğün kadına obje değil ruh olarak bakarsan, üç vakit sonra evliya olursun anasını satayım.

Dünyanın en sahte kadın yalakalıklarından biridir bu:"Ben kadınları obje olarak görmüyorum, mıy mıy mıy..." Obje lafı da çok entel duruyor yahu... Sanki bakıyorsun da "Ben seni obje olarak görmüyorum, inan bir güç var, bir enerji. Nasıl anlatsam. Kalbinin ilahi bir ritmle çarptığını duyuyorum sevgili bayan" demek de ne mallıktır be hacım. Evliyalar diyarı bunlarla kaynıyor olmalı...

Saturday, February 26, 2011

Batan Sandal'ın Notları Bunlar

Mustafa Sandal'ın albümlerindeki detayların, satır aralarının ve şarkılarındaki tasasız kadınların kapkara bir yelden ötürü üşümüş beyinlerine tapıyorum. Bu yüzden hiçbirini anlamdan öleceğim. Sırf bu Mustafa Sandal derinliği yüzünden.

Tahmin, kurak haliyle eylemin negatifidir. Bu yüzden, tıpkı bir Fransız filminde olduğu gibi koca bir entelektüel servet harcarsın, zihnin yarılır, aklının odasındaki boyalar dökülür duvarlardan ve yine de bir Mustafa Sandal şarkısının içine giremezsin. Asla sormak istediğin soruyu soramazsın, tıpkı küçük çocuklar gibi... Onlar komşunun camını isabetsiz giden bir topla kırmaktan dolayı suçlanırlar ve sürekli kırılan camın kırıkları yerleşir küçük korku tortuları halinde belleklerine. Ama Sandal felsefesinde her şey `Gölgede Aynı`dır. Oysa asıl soru, sürekli saklanmaktadır. Asıl soru, camla özdeşleşen 'kırıklıktır'. Mustafa sandal "aramızda bir top var" der ve bu camı kıran topu irrasyonalize eder. Çocuk, merak ettiği asıl sorusunu soramadan büyür ve yanıtsız olarak geberip gider. Tıpkı benim gibi...

Mustafa Sandal `Akışına Bırak` der her şeyi. Sen bir kadına sayfalar dolusu aşk mektubu yazmak istersin, hatta onunla çenene kramp girene dek gevezelik etmek istersin ama bu anlamlı ritüel beklentisi sadece jest olur, hatun billahi mest olur ama orada kalır. Sandal yasası vardır orada. Şöyle der yasa: 'Suç sende, sever gibisin'. Bense bu konudaki eğitimim tam olduğu için hesabımı verdirtirim. Ama Sandal felsefesindeki kadın figürünü kodlayamadığım için -ki onlar aşkı da sevişmeyi de benden çok daha iyi bilmektedirler- çaktırmadan hesabı öder ve beni mutlu ederler. Beynim ağrıyor, ruhum acıyor. Çünkü bir Mustafa Sandal şarkısının ruhuna dokunmadan uyumak, ruhunu idam etmektir. Bu gece kopmam lazım!

Ölümüne Sevda


Adam sevgilisine masaj yapmakla başlar.
Onu sonsuz bir aşkla öldürecektir...

Kadının, bunu kendisinden hiç beklememesini ister... ki kanlı ritüelini gerçekleştirdiğinde yüzünde bir gülümseme olabilsin.

Sevgilisinin eline çok eski bir 'Burda' dergisi sayısı verir. Okur kadın ve arada uzun saplı sigarasından birkaç fırt çeker. Kendisini 70'lerin Almanya'sında ve kıytırık dekorize edilmiş bir kuaför salonunda hissetmesi onun için en güzeli olacaktır. Artık huzurlu ölmemesi için bir neden yoktur. Böyle bir durumda teybe bir Leonard Cohen kasedi takar adam. Ve bu sayede yaptığı işin kutsal bir iş olduğunu unutmaz. Her gün başka bir bela...

Wednesday, February 2, 2011

De niro denir o'na!


3 büyüğün 1 koludur kendileri... Nicholson, Pacino ve zat-ı muhterem..

En güzeli de, bu üçlünün karşılaştırılamayacak olması, çünkü çok farklı oyunculukları vardır her birinin..

Diğerlerine göre farkı, De Niro aktörlük hayatının en önemli işlerini aynı yönetmenle çıkarmıştır. Mean Streets, Taxi Driver, en başarılı performansı Raging Bull, Goodfellas, Casino...

Godfather'a ucundan kıyısından bulaşması da süper olmuş kanımca. İtalyan mafya geleneğinin ve yüzyıl sinemasının en önemli üçlemesinde 'İtalyan Amerikan' De Niro olmasa olmazdı. Ayrıca aynı karede hiç olmasalarda Al Pacino'yla da ilk ortak yapımı (10 yıllar sonra Mann onları dandik bir restoranın küçük masasında karşılıklı oturacak ve 2 efsanenin kozlarını paylaşacakları bu unutulmaz sahneye "motor" diyecektir) olması açısından da Godfather 2 önemli bir köşe taşıdır bence, De Niro'nun filmografisi için.

Son yıllarda önüne gelen role "okey" demesini yadırgamakla, "haddimize mi düşmüş" demek arasında gidip gelsem de, oynadığı en dandik filmdeki karaktere bile renk vermesi onu eleştirmekten alıkoyuyor beni..

Ve ben onu en iyi performanslarıyla hatırlıyorum hep, son olarakta "Men of honor"daki Chief Billy Sunday karakteriyle...

Masöz Nicole


Oyunculuğunu ve güzelliğini geçiyorum çünkü söylenecek pek birşey yok. Bilmeyen veya atlayanlar için ek birkaç bilgi:
Sesi çok güzeldir bu hanımefendinin, Moulin Rouge'da farkedildiği üzere ve Something Stupid elbette.

Gerekli bir bilgi midir bilmiyorum ama Panic Room'da, Jodie Foster'ın eski kocasının yeni karısını oynamıştır, ama sadece telefondaki 5 saniyelik bir ses olarak. Bay Fincher seçtiyse bir sebebi vardır.

Birkaç sene önce sanırım BBC'de bir programda izledim. Çok narin bir ses tonuyla anlatıyordu ablamız; ''annemin rahatsızlığı sebebi ile masaj dersleri aldım, profesyonel bir masözüm''. Gözbebeklerim büyümüştü birden, aklımdan geçenleri tahmin edersiniz!