Friday, September 17, 2010

Kendime aşık olsaydım...

Kendime aşık olsaydım, önce kendimi göğüs cebimde taşıdığım el aynasında kesmekle başlardım. Aynayı kırar ve mavi damarların en kabarık olduğu yerden derime batırırdım.
Gözlerimi süzerdim aynada.
Aynayı boydan aşağıya gezdirip vucudumu da süzerdim.
Arkamı dönüp kıçımı keserdim.
Sonra kıçımı dikizlediğimi kendime çaktırmamak için -yakalamış gibi yaparaktan- aynayı birden göz hizama getirir -nereye bakıyorsun sen- gözlerimi havalara sağlara sollara kaçırırdım.

"Benimle soğuk bir şeyler içer misin" derdim aynaya dudaklarımı yaklaştırıp.
Nefesimden buğulanan aynayı dilimle silerek bunun ayrıca da "Evet, hem içerim hem de öpüşürken dilimi de kullanırım" manasına geldiğini akıl ederdim.

Göz kırpardım aynaya.
"Ne güzel" derdim.
Çünkü ikimiz de aynı anda göz kırpıyoruz ve birimiz diğerinin gözünü tam kırptığı -kapalı- anda göremiyor.
"Ruh ikisiyiz lan biz" derdim kendime.

"Bana biraz zaman ver" derdim kendime.
"Yıpratıcı bir ilişkiden yeni sıyrıldım, yenisine ne biliim, nasıl hazır olabilirim?"

"Ben beklerim" derdim kendime.
"Bekler misin gerçekten?" diye sorardım kendime.

"Beklerim ya tabi, ama peşimde kuyruk gibi dolaşma" derdim kendime, "kuytu bir yerde bekle."

Aynayı başım yüksekliğine kaldırıp, üst kafamın yarına kadar getirdikten sonra önce çivi gibi çaka çaka, sonra da istenilen yırtığı bulduktan sonra bıçak gibi kese kese, baştan aşağıya kendimi ikiye ayırırdım.

"Ben kendimin bile kuyruğu olamam" derdim kendime ama içimden, çünkü vücudumun arka kısmı olarak ikiye ayrıldığımdan ve artık konuşacak organlarımı ön yüzümde bıraktığımdan.

"Ühü ühü ühü" diye uzaklaşırdı oradan ön yüzüm.
Bu aşk da burada biterdi....

No comments: