Thursday, February 15, 2007

tek bir bic kalemle yaşayan sıra arkadaşı

sarı lacivert renkliydi bic kalem. sarı gövde ve lacivert başlı. çok kaliteli değil ama kullanışlıydı sanırım, emin değilim. ama bol bol cebime aktıklarını biliyorum. alışana dek bol bol cebime akıp ziyan ettiler kendilerini. liseye kadar tükenmez kalem kullanmak çok yaygın değildi ne de olsa. ortaokul sonunda iyice ilerlemişti tükenmez kalemlerle ilişkimiz. hep kurşun kaleme alışmıştık ilkokul boyunca. ve 80'li yılların sonunda sarı renkli bic marka kalemler her yerdeydi.

bir sıra arkadaşım vardı. iyi bir çocuktu. çok hevesli ve meraklıydı. simit, ayran ve heves… fenerbahçeliliğin coşkusuyla yaşıyordu. bir dergi çıkarıyordu kendi çapında. fenerbahçe sevgisine yönelik. bitmeyecek bir aşk. simit, ayran ve heves... tükenmez bic kalem, tükenmeyecek sevgisini ifade ediyordu. başka hiçbir şey gelemezdi ona göre bu kalemin elinden. fenerbahçe dergisini hep bic kalemlerle hazırlıyordu. ne bir matematik problemi çözebilir, ne de şiir düzebilirdi o kalemler zümrüt yeşili gözlü kızlara. zaten ortalıkta zümrüt yeşili gözlere sahip kız da pek yoktu…

her hafta maç sonuçlarıyla birlikte yorumlarını yazıyor, “sarı laci” adını verdiği bir dergi çıkarıyordu. bic marka sarı lacivert kalemle, hiç üşenmeden dolduruyordu sayfaları. fanzin gibi bir şeydi. fenerbahçeli arkadaşlarının ellerinde dolaşıyordu dergi. sonra ona geri geliyor ve sayıları arşivliyordu. söylemesi, anlatması çok zor. biz porno dergilere vaktimizi ayırırken; o ,“sarı laci” ile uğraşıp duruyordu. kadın organlarıyla dolu sayfalar onun ilgisini çekmiyordu. işi gücü fenerbahçe’ydi. deli miydi? evet, biraz... gazetelerden kestiği fenerbahçe fotoğraflarını yapıştırdığı ve yazılar yazdığı bir almanak gibiydi dergi. simit, ayran ve heves...

onun belirli belirsiz yönlerine kök salmıştı bu aşk. daha en baştan, kendisini o aşka iten şeyin vazgeçilmez olduğunu anlamıştım. galatasaraylıydım, sıra arkadaşıydım, bu şekilde fena bir uyumsuzlukla oturuyordum yanında. sırada bir cenk hali yoktu ama. ve ceplerinden fışkıran, çantasından fışkıran, sarı lacivert kaleminden fışkıran, her yerinden fışkıran bu garip aşkı kabul etmeye başladım. artık herkes tanıyordu onu. şimdi düşünüyorum da, nickelodeon
karakterlerinden biri gibiydi bu haliyle.

o sezon, federasyon kupası maçında fenerbahçe 3-0 geriden gelip galatasaray’ı 4-3 yenmişti. sıra arkadaşımın coşkusu iyice kabarmıştı. o maça özel bir sayı çıkardı. ama, o iştaha ve coşkuya bic kalemi dayanamadı. o bic kalemle 4-3 lük galatasaray- fenerbahçe maçını yazmıştı. bu sayıya özel olmalıydı o kalem ona göre. sorduğumuzda bu cevabı aldık. o sayıyı hazırlarken kullandığı bic kalemi hep yanında taşır olmuştu. bir suç aletinin konduğu naylon torbalar vardır ya, öyle bir torbanın içine koymuştu bitik kalemi. galatasaraylı olduğum için suç aleti gibi geliyordu bana. islam çupi’nin maçla ilgili destansı bir yazısı vardı. o yazıyı çoğaltıp dergisine yapıştırarak ekledi. islam çupi’nin garip konukluğuyla da renklenen bu dergi, onun için ölümsüz olan o 4-3’lük maçtan kalan bir anıydı. derginin sonlarında kalemin tükenmeye başladığı ve mürekkebin can çekiştiği anlaşılıyordu. yazıyı bir şekilde bitirmişti ama.

özellikle o bir sene boyunca, fenerbahçe kötü bir sonuç aldığı zaman, -misal galatasaray’a yenildiği zaman- o ünlü bic kalemini çıkarıp bize gösteriyordu. oturup yayılarak. bacak bacak üstüne atarak. iyi hissediyordu böylece kendini.

en azından bir süre için.

No comments: