Thursday, February 15, 2007

10 ÜZERİNDEN 6


Jerfi’nin tek arzusu -ki aslında unutmak zorunda kaldığı birçok arzusu vardı- git gide gözünde büyüyen üniversite sınavını kazanmaktı. Ufukta bir nokta halinde görünmüştü sınav yaratığı önce. Kızıldı, neyden ibaret olduğu belli olmayan bir sıkıntı denizinin içinde ilerliyordu yaratık. Her gün bir çivi çakıyordu yaratıktan kaçmak için yaptığı sala. Üstüste koysanız boyunu aşardı çözdüğü testler. İşte; vapurun en kenarında oturmuş yeni bir testi daha yokluyordu yorgun gözleri. Vapur yanaştı bir süre sonra Kadıköy iskelesine. Herkesten önce inmeye çalıştı, birinci gelme antremanlarının sonu yoktu. Her yer bir imtihan alanıydı. Vapurdan indikten sonra kafasını çevirdi, yaratık uzaktaydı ve kendini hatırlatmaktan inatla vazgeçmiyordu.

Işıklarda bir süre bekledikten sonra ilerledi. Eski kitapçıların bulunduğu sokağa girdi. Her türlü kitabın ve derginin satıldığı bir dükkandı. Edebi kitaplar, çocuk klasikleri, porno dergiler, test kitapları... Elini zorunlu arzusuna doğru uzattı Jerfi. Dokunduğu an içinde bir şeyler oldu. Arzu yanardağının lavları fışkırıyordu benliğinde. Tarifi imkansız bir Vezüv coşkusu... Test kitaplarının kapağında onu tahrik eden bir şeylerin olduğunu hissetti. Nefesi sıklaşmıştı Jerfi’nin. Porno dergilere çevirdi bakışlarını, biraz karıştırdı dergileri. Gördüğü çıplak bedenler onda aynı mucizevi tesiri yaratmıyordu. Test kitaplarını eline aldı. Kitapçıda çalışan görevli bayan, Jerfi’nin yanına geldi. "Yardımcı olabilir miyim?" Kızın suratında müşfik bir gülümseme vardı, kitapçıda her kitabı satabilecek kadar sihirli bir gülüş. Jerfi gülümsedi, bu gülümsemeye karşılık vermemek mümkün değildi. “Bu testlerin hepsini almak istiyorum. Hepsini alırsam bana indirim yapar mısınız?”“Elbette. Hepsi indirimsiz 20 milyon, ama topluca alırsanız 15’e bırakırım” dedi yüzündeki gülümsemesinin alanını genişleterek... Jerfi hemen cebinden 15 milyon çıkardı. Aslında bu parayı sinemaya gitmek için ayırmıştı, ama gerek yoktu sinemanın iyileştiren yalanına... Asıl gerçek kolunun altındaydı ve rahattı. İçi gıcıklanıyordu Jerfi’nin. Eve gidene dek ereksiyon halindeki pipisini saklamak için oldukça çaba harcamıştı. Anlam veremiyordu bu ani ve tuhaf gelişmeye. Ergen libidosuna, hastalıklı oklar acımasızca fırlatılmıştı.

Nihayet eve geldi Jerfi. İçeri girdiğinde kimsenin olmadığını farketti, şansına şükretti. Elindeki test kitaplarıyla birlikte hemen banyoya daldı. Kapıyı kitledi. Test kitaplarını kokladı önce, burnundan içeri oyunbozan bilginin kokusu doluyordu. Daha fazla dayanamadı Jerfi ve test kitaplarına bakarak masturbasyon yaptı. Eliyle organının üzerinde her gidiş gelişinde kendinden geçiyordu. Şiddetli bir şekilde boşaldı. Boşalma o kadar şiddetliydi ki, yere düştü. Düşüşüyle birlikte mor yuvarlaklar belirdi gözünün önünde. Ne zaman gözünü kapatsa mor yuvarlakları görüyordu. Sarsıntılı boşalmasına bağladı bunu. Kitapları yerden topladı. Odasına yöneldi. Test kitaplarını masasının üstüne koydu. Kapağına baktı tekrar. Hala çekiciydi. İçini açtı... Tam ereksiyon olmuştu ki telefon çaldı. “Alo” diyerek açtı, sertçe... “Jerfi?”... “Evet”... “Ali ben”...“Nasılsın Ali?”... “İyiyim. Sende birkaç test kitabım var, gelip almayı düşünüyorum” “Olur”. Jerfi telefonu kapattı. Test dergilerini ortadan kaldırıp dolabına yerleştirdi. Birisinin üstündeki sperm lekesi henüz kurumuştu. Ali kısa bir süre sonra eve geldi. Pek fazla şey konuşulmayacak, mat ve sıkıcı bir çocuktu. Jerfi’den testlerini vermesini istedi. Dolabın alt kısmına uzandı Jerfi ve test dergilerini çıkardı. Ali ruhsuz bir şekilde dergilerini aldı. “Test çözmekten sıkıldım” dedi. “Normal”diye cevap verdi Jerfi. “Hiç hoşlandığın bir kız var mı Jerfi?”. “Hayır”. Bu konuda yalan söylemişti Jerfi, ama yalanı söylediği kişi çok da önemli biri değildi zaten. Hoşlandığı bir kız vardı Jerfi’nin aslında. Hatta Jerfi kızdan hoşlandığını ona söylemişti ama kız sınav telaşı nedeniyle biraz uzak kalmak istediğini belirtmişti. Jerfi bir an kızı düşündü ama Ali’nin sorusu ile düşüncesi kısa sürdü.“Şu sınav bitse de kurtulsak anasını satayım.” Ali’nin söyleyecek farklı bir şeyi yoktu. Büyük ihtimalle sınavı kazanamayacak ve gelecek sene de aynı cehennemin ateşiyle yanacaktı. Böyle yana yana nereye kadardı? “Hayat nasıl gidiyor?” diye kendisinden beklenmeyecek derinlikte bir soru sordu Ali. “Çok görüşmüyoruz bu aralar” diye cevap verdi Jerfi. “Niye?”... “Bilmem, haricimde dönüyor dünya. Umrunda değilim sanki. Öte yandan herkes baştan çıkarmaya çalışıyor onu.. Markette, sokakta, dersanelerde, her yerde..” Ali boş boş baktı Jerfi’ye. Hayatı başarısızlık üzerine kurulmuş bir gence benziyordu, geleceğin favori kaybedeniydi. Görüntüsü ele veriyordu kendini, beden dili haykırıyordu “benden bir şey bekleme dünya” diye... Ali, Matematik dersinin acımasızlığından dem vurmak istedi ama Jerfi bu cansız sohbeti uzatmaya tenezzül etmedi. Aklı aniden oluşan test dergisi ereksiyonunda kalmıştı. Ali sinema dergilerine göz attı. Jerfi ve Ali’nin en büyük ortak noktası sinemaya olan düşkünlükleriydi. “George Colloney, Ayhan Işık’ın oğlu sanki, değil mi?”. Jerfi sonu gelemeyecek sinema sohbetlerinden birinin daha başlayacağının farkındaydı. “Evet, hakikaten de benziyorlar” dedi, ama heyecansız bir şekilde. “Geçen gün Scorsese’in yeni filmine gittim, 10 üzerinden 6 verdim”. “Scorsese duysa üzülürdü, şüphesiz” dedi Jerfi. “Bir gün David Lynch’i anlayacağım” diye bir söz çıktı ağzından Ali’nin. “İşte biz o gün tükeneceğiz” dedi Jerfi, Ali’ye bakmadan...

Ali tam Tarantino dalına konacaktı ki anladı Jerfi’nin sohbet etmek istemediğini. Bir süre sonra da çıktı dışarı. Jerfi Ali’nin arkasından kapıyı kapatır kapatmaz dolaba yöneldi. Büyük bir arzuyla çıkardı testleri. “Seçenekler... Seçenekler” dedi... “Serilin önüme, düzeceğim sizi.” Matemetik bölümünü açtı. Havuz problemi çıktı karşısına... Dolup boşalıyordu havuz, açıp kapanıyordu musluk... Jerfi kendinden geçiyordu. Bilginin şehvetiyle doluydu içi... Günde 5-6 kez asılıyordu şehvetin küreklerine. Dünyanın en çok boşalan havuzlarını problem etmiyordu kendine. Zamanla sıklaştıkça matematik öğretmeni beliriyordu aklında, kızgın bakışlarıyla. Sorunu ailesine açamıyordu bir türlü. Ailesi büyük ihtimalle inanmayacaktı, ya da en iyi –belki de kötü- ihtimalle doktora götüreceklerdi onu. Jerfi böyle devam etti sınava hazırlanmaya. Müthiş bir yöntemdi doğrusu. Artık gözünü kapadığında mor bir halka görüyordu ve bu mor halka bir seçeneği çevrelemişti. Jerfi mor halkaları takip etti, sonuna kadar. Karşılığını da aldı... Felsefe bölümünü kazanarak... Büyük ödül!

Annesi müthiş bir sevinç çığlığı attı o anda: “AAAAAAAAAAAAAA!!!”

Teyzesi de annesine eşlik etti, o da çığlığı bastı: “VAAAAAUUVVV!!!”

Hiç sonu gelmeyecek sandı Jerfi bir an, o da bastı çığlığı: “OHHHHHH!!”

Okul açılmış, Jerfi felsefenin bilge koridorlarında toy bir Sokrates edasıyla ilerlemeye başlamıştı. Bir gün dergilerini kontrol ettiğinde hepsinin ortadan kaybolduğunu gördü. Annesi onları ihtiyacı olan birine verdiğini söyledi. Jerfi paniğe kapıldı. Aceleyle sağa sola koşturdu, duvara çarptı. Annesine kime verdiğini sordu. “Ali’ye verdim” dedi annesi. “Yazık, çocuk kazananamış sınavı. Sen de kazanınca dergilerini ve hazırlık kitaplarını ona vermeye karar verdim. Kötü mü yapmışım?”

Jerfi fırlayıp kapıdan çıktı, deli gibi koşturdu, sendeledi, toparlandı ve Ali’nin evine geldi nihayet. Ali kapıyı açtı. Kendinden geçmiş, nicedir aradığı bir şeyi bulmuş gibi huzurluydu ve huşu içindeydi adeta. Cevabını bildiği halde “Neyin var” dedi Jerfi. “Neyim var sence? İpucu vereyim. Tarantino 31 çekse izlerim. Ha hahaa!” Jerfi imayı anladı, geç kalmıştı. Dergiler saçılmıştı etrafa. Koltuğa oturdu. Hiç sesini çıkarmadan durdu bir süre. Koltuğun altında başka bir dergiyi görebiliyordu. Sonra sitemkar bir şekilde bağırdı Ali’ye: “Scorsese’e nasıl 10 üzerinden 6 verirsin, taş kafalı bir akademi üyesinden farksızsın, aptal!”

Ali, Jerfi’ye gülümsedi dostça. Sakince dergileri topladı. Sonra DVD Player’a “Good Fellas” filmini koydu. Parlak bir gelecek onu bekliyordu.

No comments: