Wednesday, October 13, 2010

Bir tişört altı manzarası



bir yaz günü öğleden sonra görmüştüm onu. converse tshirt’ün üzerinde bir ayakkabı figürü vardı.. bağcıkları çözülmüş bir ayakkabı. sadece bağcıklar değildi çözülen. şifresiz, nefis ve şiirsel göğüs uçları da çözülmüştü. sunmuştu olanca cömertliğiyle bize kendini. rahatça dolaştırıyordu bayan onları. “neden bize bunu yaptınız sayın bayan?” diye sormak isterdim. bir rahat dursaydınız. diğer insanlar gibi mayonuzla denize girseydiniz. aklımı başımdan aldı bu şok edici cömertliğiniz. tatlı, tropikal meyve yapışkanlığındaki kahkahanın çıktığı ağzı arıyordu bütün erkek gözler. bulmakta zorlanmıyorlardı. bir kahkaha daha patlıyordu. niteliği aynıydı ama daha tiz ve incesini duyuyorduk hemen ardından. converse tişörtün altından ayartıcı bir devinimle sallanıyordu göğüsleri. uçları algımızın en tenha noktasına dek uzanıyordu. tester bir anne ve kızı şezlongları üzerinden süzerek ayıplıyordu onu. ben de onları ayıplıyordum! rahat bıraksınlardı onu. rahat bıraksınlardı bizi. mutluyduk böyle. öğle güneşi şahidimizdi. o bile memnundu. zira gölgesi hepimizden uzundu göğüs uçları tişörtünden gözüken kadının. demek ki; güneş bile ona sarkıyordu.

daha çok örtülmüş bedenleri ve mayolarıyla salınıyordu diğer kadınlar. bir kadın, bikinisiyle uyumlu bir kumaş parçası sarmıştı üstüne. dikkate değer değildi o bizim için. ergendik, coşkuluyduk. çin seddi’ni aşardık o göğüs uçlarının coşkusuyla. çantası, havlusu, parmak arası terklikleriyle “bu yaz çok moda” kadın dergilerinden fırlatılmıştı bu kadın dünyamıza. çanta, terlik, saçtaki toka, bilekteki boncuk, herşey göğüslerinin selam yollayan uçlarıyla uyumluydu. kendine bile uyum sağlamakta zorlanan zavallı benliğim, bu renk ve uyum cümbüşü altında inim inim inliyordu.

zavallı bikini adası geliyordu aklıma (aklım durmuyordu ki! ha bire bi şeyler gelip duruyordu. tatile kendimi almadan çıkmanın bi yolu yok muydu?). ilk atom bombası denemelerinin yapıldığı, mavi ve zavallı küçük ada. bikini adası.. iki parça mayo icat eden bir modacının esinlendiği isim. tester kadının kızı da bir garip giyinmişti. bir kız çocuğu, kadın bikinisiyle.. ihtimal plaj dışında da çocuk gibi giyinmiyordu bu kız. artık kadın gibi giyiniyor zaten kız çocukları bile. selim ileri ıslaklığında dalıp “nerede benim çocukluğum” demek istemiyordum ama; gerçekten benim çocukluğumda kız çocukları, çocuk gibi giyinirdi. pofidi etekler, karpuz kollar, şirin pabuçlar, azıcık fisto, çiçek böcek desenli, pamuklu kumaşlar, çocuklar için çizilmiş modeller… çanta taşımak akıllarına bile gelmezdi., anneleri ne güne duruyordu? koşmayı, tırmanmayı, zıplamayı kolaylaştıran terlik ve ayakkabılar alınırdı. bu kız ve annesinin şezlonglarına yerleşme süreci ve biraz ötemdeki gözümden kaçırmadığım esas kadının şahaaaaane göğüs uçlarına bakarken geçirdim aklımdan bunları. o an ğöğüs uçlarına dalma zorunluluğumu ihlal ettiğim fark edip utandım. tekrar utanmadan çevirdim bakışlarımı, tamamen kitledim asıl konuya. baktıkça baktım! ama bu şahane cömert kadın, sanırım bakılmaya alışkın.. minik bir gülücük bile bağışladı, eksenine giren biz kullarına.

ama ben asıl şaşkınlığı, küçük kızın tester tülünü üzerinden sıyırınca yaşadım. kız, annesinin bikinisinin mini boyunu giyiyordu. evet.. iplerle tutturulmuş, parlak kumaş parçaları.

küçük bir kız çocuğunun olmayan göğüs uçlarını gizlemekten çok, çıplak göğüs erotizmini anımsatan, “örtüyorsa altında bir şey vardır” dedirten bikini üstü. çocuk mayosu değildi bu. giydiği terliklerle bırakın koşmayı, kaygan zeminlerde tutunmadan yürümek mümkün değil. bir çocuk için ne büyük bir eziyetti. evet, bir ‘çocuk’ için.

çocuk modası! çocuklar son 5 yıldır ‘yüksek ısı kurbanı’ kostümlerini giyiyorlar. tek omuzlarını açıkta bırakan seksi bluzlar, adımını atınca aralanan etekler, göründü görünecek popolar, baharat kokulu parfümler ve çıplak omuzlarda dağılacak uzun saçlar…

moda tasarımcıları rahat! büyüklere ne yapmışlarsa daha seksi, alımlı baştan çıkarıcı görünmeleri için; bedenlerini küçültüp çocuklara giydiriyorlar. televole sözcüğü hayatımın bir alanına daha yapışıyor: televole çocuğu bunlar.

moda yaş gruplarını ayırmıyor artık. çocukluğun masum androjenliği yok edilmiş. kadınlar çocukken de kadın. teoride yıllarca ‘pratiğe dökülmüş kadınlık’ için çalışıyorlar. ve işte converse bağları çözülmüş tişörtlü pek şahane bir bayan haline geliveriyorlar çarçabuk. ve çocuklar çocukluğa dair hiçbir şey taşımıyorlar üzerlerinde. giydikleri uçuşan elbiseleri, askıları pat diye düşen bluzları bu yaşta taşıyamadığından olsa gerek, göğüs uçları tişört altından gözüken pek şahaaaaane kadın parmak arası terlikleriyle ha bire tökezliyor. kıskanılmalı ve imrennmeli başka kadınlar yine de. zira pek çok kadından daha çocuk bu haliyle.

göğüs uçları tişört altından gözüken şahaaaane kadın ekseninde dönmeye başlayan karşı cinsleri sinek kağıdı misali çekmeye devam ediyor (yapma, etme, sapıklaşma diyorum kendime. ama bayanın dudak büküşü, göz süzüşü, gülücük saçışı, o işve, o eda.. eeee, halk tarafımla tek şey geçiyor aklımdan: bu kadın sıradan değil! bu olmuş!)

kadın olunmaz kadın doğulur arkadaşlar! ağdalı melodramların hakaret sözcükleri gibi yankılanıyor beynimde bu söz. güzelliği yaşayan, güzelliyle yaşayan bütün kadınların sahip olduğu gibi; işveli ve seksi göğüs uçları çarpıp duruyor sağ lobumdan sol lobuma.

göğüs uçları şaaaaaaahane kadını, şaşkınlıkla izlediğim kitabımın arkasından çıkarıyorum. kurabiye canavarı desenli havlumu ve pek sayın Marcel Proust'u çantama tıkıp ortopedik terliklerimi ayağıma geçiriyorum. olay mahallinden uzaklaşıyorken hızla, göğüs uçları tişörtünün altından gözüken kadının dozu artmış kahkahaları çınlıyor kulaklarımda..

ah, ne yazık.. huzur bulamadım burada da!








No comments: